Karayolları Trafik Kanunu Kapsamında  Hukuki Sorumluluk

Karayolları Trafik Kanunu Kapsamında Hukuki Sorumluluk

Av. Korhan ARMAĞAN
Ankara, 2019

1-) TEHLİKE SORUMLULUĞU KAVRAMI
Tehlike sorumluluğu hali kusur sorumluluğunun bir diğer türüdür. Bu tür sorumlulukta sorumluluğun şartları, sorumlu aleyhine ağırlaştırılmıştır. Burada, bir işletmeye özgü tipik bir tehlikenin gerçekleşmesiyle sorumluluk doğar. Tehlike sorumluluğu kendi içinde işletme sorumluluğu ve işletme dışı sorumluluk olarak ikiye ayrılır. İşletme sorumluluğu esas, işletme dışı sorumluluk ise istisna niteliğindedir. İşletme sorumluluğunda işletme kendisi başlı başına bir tehlike arz etmekte, işletme dışı sorumlulukta ise, kişilerin yapmış olduğu faaliyet zarara sebebiyet vermektedir. Aşağıda tehlike sorumluluğu hallerinden biri olan motorlu araç işleteni ile araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğuna değinilecektir.

2-) MOTORLU ARAÇ İŞLETENİN SORUMLULUĞUNUN TÜRÜ
Motorlu araç işletilmesi, başlı başına tehlikeli bir iş olarak görülmektedir. Zira, Dünya’nın hemen her yerinde her gün motorlu araçların karıştığı kazalar sonucunda, kişiler veya malvarlıkları önemli zararlar görmektedir. Bu durumu öngören Kanun Koyucu motorlu araç işleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi hakkında tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Gerçekten de, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesinde işletenin sorumluluğu, objektif sorumluluğun ağırlaştırılmış şekli olan “tehlike sorumluluğu” olarak düzenlenmiştir. Bu durumun sonucu olarak da işletenin motorlu aracın işletilmesinden doğan zarardan sorumluluğu için ne kendisinin ne de sürücü ile aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusuru aranmayacaktır. Bu bağlamda, motorlu aracın vermiş olduğu zarara ilişkin olarak motorlu aracın işletilmesiyle zarar arasında nedensellik bağının varlığı yeterli olacak, ancak işleten kusursuzluğunu kanıtladığı takdirde sorumluluktan kurtulabilecektir.

3-) 2918 SAYILI KTK ve ARAÇ İŞLETENİN SORUMLULUĞU DÜZENLEMESİ
KTK. mad. 85 /1 , "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur." demektedir. 86. maddeye göre ise “ işleten kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın, bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.” denmektedir. Buradan hareketle işleten sorumluluktan kurtulabilmek için;
İşleten ilk önce kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusurlu olmadığını ispatla yükümlüdür.
Aynı zamanda kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veyahut üçüncü bir kişinin ağır kusurundan meydana geldiğini kanıtlamalıdır. Bu tanımdan hareketle söz konusu sorumluluğun türünün bir çeşit tehlike sorumluluğu olduğu sonucuna varılmaktadır. Keza, kazaya sebep olan kişi hakkında kusur şartı aranmamıştır.
Karayolları Trafik Kanunu’nun yukarıda değinilen maddesine göre zararın motorlu aracın işletilmesinden doğması yeterli görülmüş olup burada sorumluluğun temeli işletme tehlikesi, türü ise tehlike esasına dayalı işletme sorumluluğudur.
Bununla birlikte, aracın işletilmesinden doğan zararların tazmininde, işletenin ayrıca kusuru da olması durumunda bu kusur “ek kusur” olarak sayılacak ve bu durum işletene aşağıda açıklandığı şekilde sorumluluktan kurtulma imkanı vermeyecektir.
Bu bağlamda, işleten ve teşebbüs sahibi, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararı hiçbir kusurları olmasa dahi tazmin etmek zorundadırlar. Sorumluluk kusura dayanmadığı için, kendileri veya eylemlerinden sorumlu oldukları kimseler, ayırt etme gücüne sahip olmasalar da işleten ile teşebbüs sahibi, doğan zarardan sorumlu olacaklardır. Bunun dışında, işletenin veya teşebbüs sahibinin kusurlu olması halinde dahi “sorumluluğun tekliği” ya da “teklik” ilkesine göre işleten veya teşebbüs sahibi kusur esasına göre değil tehlike esasına göre sorumlu olurlar.

4-) MOTORLU ARACIN İŞLETİLMESİ KAVRAMI
85. maddeye göre motorlu aracın işletilmesinin bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olması halinde aracı işletenin bu zararı ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Aynı maddenin 3. fıkrasında ise “işletme halinde olmayan araçların vermiş oldukları zarardan işletenin sorumlu tutulabilmesi için, zarar görenin, kazanın oluşumunda işleten veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir kusurun varlığını veya araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi gerektiğini düzenlemiştir. Bu kural ve Trafik Sigortası Genel Şartlarındaki teminat dışında tutulan hallerden olan “işletme halinde olmayan aracın vermiş olduğu zarar” kuralı gerekçe gösterilerek çoğu zaman sigorta şirketleri tarafından park halindeyken kazaya karışan araçlara ilişkin ödeme yapılmamaktadır. Bu noktada “motorlu aracın işletilmesi” kavramı önem arz etmektedir. Bu konu hakkında çeşitli görüşler mevcut olup , baskın görüş “Trafiğe Çıkarılma” görüşüdür. Ancak, neticede bir aracın işletme halinde sayılabilmesi için ;
- Aracın motor gücüyle hareket edebilmesi,
- Bu hareketin toprak üzerinde gerçekleşebilmesi,
- Yasaya göre tescil edilip trafiğe çıkarılması,
- Yasaya aykırı biçimde tescilsiz ve plakasız trafikte kullanılıyor olması,
- Aracın karayolunda yahut karayolu sayılan yerlerde kullanılmakta olması
şartlarının varlığı aranacaktır. Bu görüşten de hareketle varılacak olan sonuç ise motoru çalışan ve trafiğe çıkarılan her aracın hareket halinde olsun olmasın işletme halinde olduğunun kabülüdür.
İsviçre Federal Mahkemesi tarafından bu görüş “araç bir kez trafiğe sokulduktan sonra motorun yahut diğer mekanik aksamın çalışıp çalışmadığının önemi yoktur” gerekçesiyle reddedilmektedir. İsviçre Federal Mahkemesi, diğer bir tür olan Makine Tekniğine Dayanan İşletme görüşünü savunmaktadır. Federal Mahkemenin görüşüne göre motorlu aracın işletiliyor kabul edilmesi için aracın mekanik aksamının ve özellikle motor ile ışık donanımının çalışıyor olması gerekmektedir.

3- İŞLETEN KAVRAMI
Araç sahibi, zararın doğduğu sırada aracın sevk ve idaresinde söz hakkı sahibi, ondan yararlanan ve giderlerine katlanan kişi ise, artık onun işleten sayılmasında tereddüt yoktur. Ancak her zaman araç sahibi ile aracı işleten veya kullanan kişi aynı kişi olmayabilir. Örneğin; aracın gerçek maliki olmamakla beraber uzun süreden beri aracı işleten kimse farklı birisi olabilir. KTK gereği işleten gibi sorumlu tutulan başkaca kimseler de bulunmaktadır. Nitekim işletenle beraber araç işleticisi teşebbüsün sahibinin, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi gibi kusurlu olduğu da KTK 85/son maddesinde düzenlenmiştir. İşletenin tanımı yapılacak olursa;

Karayolları Trafik Kanunu md. 3: “ İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.”

Görüleceği üzere Kanun koyucu işleten sıfatının belirlenmesinde iki ölçü göz önünde tutulmuştur. Bunlar; “şekli ölçü” ve “maddi ölçü”dür. Şekli ölçüye göre trafik sicilinde veya trafik belgesinde aracın maliki gözüken ya da sigorta poliçesinde adı yazan kişi işleten sayılacaktır. Ancak özellikle maddenin son cümlesinin KTK’nun işleten sıfatında maddi gerçekliği yani “GERÇEK İŞLETENİ” aradığı görülebilecektir. Bu ikinci durum ise; maddi ölçü olarak adlandırılmaktadır. İşleten olmasa bile aracı fiilen işleten yahut mülkiyeti muhafaza kaydıyla satın alan, ariyet alan, uzun süreli kiralayan, aracı işleten olarak rehin alan ve yolcu taşımacılığı yapan firmalar da gerçek işleten olarak değerlendirilmiştir. Bu sayılanlar ise tahdidi değildir. Kanun maddesinde gibi ifadesinin kullanılmış olması da bu durumu ispatlar niteliktedir. Buraya kadar sayılan kimseler “gerçek işleten” olarak anılmaktadır. Aynı zamanda işleten olmasa bile işleten gibi sorumlu olacaklar da KTK kapsamında açıkça öngörülmüştür. Bu kişilere de farazi işleten (quasi Halter) adı verilmektedir.


4- GERÇEK İŞLETENLER
Karayolları Trafik Kanunu’nun 3. maddesine göre; “işleten, araç sahibi veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği veya araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kişi işleten sayılır.”
a) Araç Sahibi
Karayolları Trafik Kanunu’nun 3. maddesindeki tanıma göre, araç sahibi, adına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik veya satış düzenlenmiş kişidir. Gerçek işleten , hayatın olağan akışında; bir çok olayda trafik kazasına sebep olan aracın sahibidir.
b-) Aracı Mülkiyeti Muhafaza Kaydıyla Satın Alan
Karayolları Trafik Kanununa göre işletilmekte olan aracı, mülkiyeti muhafaza kaydıyla satın alan ve noterdeki sicile kayıtlı görünen kişiyi de gerçek işleten olarak değerlendirilmiştir. Bu suretle, mülkiyeti muhafaza kaydıyla satın alınan bir aracın yaptığı kaza ve bundan doğan zararlardan sorumlu kişi, işleten sıfatını haiz alıcıdır.
c-) Aracı Uzun Süreli Kiralayanlar, Ariyet veya Rehin Hakkı Sahipleri
Maddenin yapmış olduğu tanımdan da açıkça görülmektedir ki Kanun yalnızca aracı “uzun” bir süre için kiralayanların, ariyet veya rehin hakkı gibi hak sahiplerinin işleten sayılacağını düzenlemiştir. Burada uzun sürenin tanımı izaha muhtaçtır. Eren; Fikret’ e göre 3 günden fazla süreli kiralar, uzun süreli kira sayılabilecektir. Çelik; Ahmet Çelik’e göre, süre kavramı üzerinde tartışılırken, motorlu aracı kiralama işinin mesleki olarak yapılıp yapılmadığı önem arz etmektedir. Bu bağlamda, motorlu aracı kiralamayı meslek edinmiş olan rent a car v.b. şirketler işleten sıfatıyla zarardan sorumlu olacaklardır.
d-) Adı, Trafik Belgesinde Yazılı Kişiler
e-) Adına Sigorta Poliçesi Düzenlenen Kişiler
4- FARAZİ İŞLETENLER (İŞLETEN GİBİ SORUMLU OLANLAR)
Kanun, gerçek işleten olmadıkları halde bazı kimselerin de farazi işleten olduklarını ve bu kişilerin de motorlu aracın işletilmesi dolayısıyla meydana gelen zararlardan işleten gibi sorumlu olduklarını düzenlemiştir. Bunlar; motorlu araçla ilgili mesleki faaliyette bulunan teşebbüserin sahipleri, yarış düzenleyicileri, devlet ve diğer kamu tüzel kişileri ve bir motorlu aracı çalan ve gasp edenlerdir.
A-) Motorlu Araçla İlgili Meslek Sahipleri
“(KTK md. 104) – Motorlu araçlarla ilgili mesleki faliyette bulunan teşebbüslerin sahibi, gözetim, onarım, bakım, alım-satım, araçta değişiklik yapılması amacı vb. Bir amaçla kendisine bırakılan aracın vermiş olduğu zararlardan dolayı işleten gibi sorumlu tutulur.”
demektedir. Burada bir motorlu aracın, motorlu araçla ilgili mesleki faliyette bulunan kişilere teslim edilmesinden itibaren artık aracın zilyedi niteliğinde olan meslek sahibi sorumlu olacak, gerçek işletenin ve dolayısıyla gerçek işletenin sigorta şirketinin zarardan sorumluluğu ortadan kalkacaktır. Bu hususta motorlu araçlarla ilgili meslek sahiplerine aracın teslim edilmesiyle, işleten sıfatı kaybolmamakta, yalnızca bu sırada meydana gelen zarardan işleten sorumlu tutulmamaktadır. Mesleki teşebbüs sahiplerinin, aracın sebep olduğu zarardan sorumlu tutuluyor olmalarının sebebi ise, araç kendilerine teslim edildiği sırada aracın üzerinde tam bir fiili hakimiyet sahibi olmalarından ileri gelmekte olduğu düşünülmektedir.

B-) Yarış Düzenleyicileri
Yarış düzenleyicilerinin sorumluluğu KTK’nun 105. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre;
“Yarış düzenleyicileri, yarışa katılanların veya onlara eşlik edenlerin araçları ile gösteride kullanılan diğer araçların sebep olacakları zararlardan dolayı motorlu araç işleteninin sorumluluğuna ilişkin hükümler uyarınca sorumludurlar.
Yarışçıların veya onlarla birlikte araçta bulunanların uğrayacakları zararlarla, gösteride kullanılan araçların uğradıkları zararlardan dolayı sorumluluk genel hükümlere tabidir.”
Madde içeriğinden de anlaşılacağı üzere, otomobil yarışı düzenleyenler, motorlu araç nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilerin uğradıkları zararlardan KTK md. 85 uyarınca işleten gibi sorumlu tutulacaktır. Ancak maddenin 2. fıkrası uyarınca yarışçıların, yarışçı ile birlikte araçta bulunanların ve yarışta kullanılan araçların uğradığı zararlar hususunda TBK’nın genel hükümleri uygulanacaktır. Bu bağlamda, yarış düzenleyicisi üçüncü kişilerin uğradıkları zararlardan ötürü işleten gibi kusursuz olarak sorumlu tutulmakta ancak yarışçıların, yarış araçlarının ve yarışçıların yanında araçta bulunanların uğradığı zararlar kusur sorumluluğu esasına göre çözümlenmektedir.

C-) Kamu Kurumları
KTK’nun 106. maddesine göre Kamu araçlarının vermiş olduğu zararlardan ötürü KTK’nun sorumluluğa ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu durum İYUK’un istisnalarından birini teşkil etmektedir.

D-) Motorlu Aracı Çalan veya Gaspeden Kişiler
KTK’nun 107. maddesine göre; “Bir motorlu aracı çalan veya gasbeden kimse işleten gibi sorumlu tutulur. Aracın çalınmış veya gasbedilmiş olduğunu bilen veya gereken özen gösterildiği takdirde öğrenebilecek durumda olan aracın sürücüsü de onunla birlikte müteselsilen sorumludur. İşleten, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerden birinin, aracın çalınmasında veya gasbedilmesinde kusurlu olmadığını ispat ederse, sorumlu tutulamaz. İşleten, sorumlu olduğu durumlarda diğer sorumlulara rücu edebilir.
Aracın çalındığını veya gasbedildiğini bilerek binen yolculara karşı sorumluluk, genel hükümlere tabidir.”
Ancak, bu durumun yanında izinsiz kullanmadan doğan sorumluluk KTK. 107. madde kapsamında değildir. Zira, bu madde kapsamındaki çalınma ve gasp, yabancı bir aracın, yararlanma amacıyla hak sahibinin muhafaza ve hakimiyet alanından onun iradesi dışında zorla veya hileyle alınmasını, ele geçirilmesini ifade eder. Bu hususta çalınma olayının oluşumunda kusuru bulunmadığını ispat eden işleten, sorumluluktan kurtulacaktır.
5- ARAÇ İŞLETENİN SORUMLULUĞUNUN KOŞULLARI
a. Zarar işletilme halinde olan bir motorlu araçtan kaynaklanmalıdır.
b. Zararı Doğuran Araç İşletilme Halinde Olmalıdır.
c. Motorlu Araçtan Kaynaklanan Bir Zarar Doğmuş Olmalıdır.
• Yaya veya yolcu ölmüş ya da yaralanmış olmalıdır.
• Kazaya karışan motorlu araçlar hasarlanmış olmalıdır.
• Motorlu araç, bina, yapı ve tesis gibi yerlere zarar vermiş olmalıdır.
• Taşıma sırasında yolcunun bagajı ve eşyası zarar görmelidir.
• Taşınan yük hasarlanmış olmalıdır.

6-GENEL HÜKÜMLERE TABİ SORUMLULUK:
KTK kapsamında bazı hallerde Türk Borçlar Kanununun haksız fiile ilişkin hükümlerinin (M.49 v.d.) uygulanacağı öngörülmüştür. Bu haller ise;

  • İşletenin Hatır Taşımasından Sorumluluğu (KTK 87/1)
  •  İşletenin, yolcu beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşyalar dışında kalan eşyalara gelen zararlar nedeniyle sorumluluğu (KTK 87/2)
  • İşletenin, aracın çalınmış veya gasbedilmiş olduğunu bildiği halde araca binen kişilerin uğradığı zararlardan sorumluluğu
  • Motorlu bisiklet sürücülerinin hukuki sorumluluğu (KTK 103)
  • Manevi tazminat talepleri (KTK 90)
  • Aracın uğradığı zarardan doğan sorumluluk

7-SORUMLULUKTAN KURTULUŞ
KTK’nın 86. Maddesine göre ; “İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
Sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilir.”
Dolayısıyla işletenin sorumluluktan kurtulabilmesi için, KTK kapsamında kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmadığını ve araçtaki bozukluğun kazaya neden olmadığını, aynı zamanda da kazanın bir mücbir sebepten ya da üçüncü kişinin veya zarar görenin ağır kusurundan kaynaklandığını ispat ederse ancak sorumluluktan kurtulabilecektir.
İşleteni sorumluluktan kurtaran nedenler Kanun maddelerinden de açıkça görüleceği üzere “istisnai” olarak gösterilmiştir. Hukukumuzda geçerli “kural geniş, istisnalar dar yorumlanır” prensibi gereği kurtuluşa ilişkin şartların “tahdidi” nitelikte olduğunu söyleyebilmek mümkündür.
Öte yandan, taşımacının sorumluluğunu düzenleyen 4925 Sayılı Karayolu Taşıma Kanununa göre taşıyıcının sorumluluktan kurtulabilmesi için işbu durumlara ek sorumluluklar taşıyıcıya yüklenmiştir. Buna göre, yolcuların birbirlerine zarar vermesi halinde dahi taşıyıcı açısından illiyet bağı kesildiğinden söz edilemez. Ancak taşıyıcı yolcuları denetleme, koruma ve yolculuğun zorunlu kıldığı kurallara uymalarını sağlama yükümlülüğüne uygun davrandığı takdirde sorumluluktan kurtulabilecektir.
Gasp ve soygun olaylarında ise yukarıda anlatıldığı üzere motorlu araçları çalanlar ve gasp edenler “üçüncü kişi” konumunda olup 2918 Sayılı KTK’nun 107. maddesi uyarınca işleten çalınan veya asp edilen araçların vermiş olduğu zarardan dolayı sorumluluktan kurtulmaktadır. Taşımacının kuki sorumluluğu açısından ise, aracı çalan veya gasp eden kimselerin yolcu olması urumunda, t şıyıcı yeterince araştırma yapması ve yolcuları koruyucu önlemleri alması halinde ncak s rumluluktan kurtulabilecektir.

8- İŞLETENİN SORUMSUZLUĞUNU KANITLAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
a) Yukarıda da kısaca değinildiği üzere işletenin sorumluluğu esas sorumsuzluğu ise istisnadır. Yani işletenin sorumluluktan kurtulması için bir kurtuluş kanıtı getirmesi gerekmektedir. İşletenin, tümüyle sorumluluktan kurtulabilmesi için, zarar görenin veye üçüncü kişinin tam kusurlu sayılmaları veya kazanın mücbir sebepten kaynaklanması yeterli olmayıp 2918 Sayılı KTK’nun 86/1 maddesine göre kusursuzluğunu da ispat etmesi gerekmektedir.
b) Öte yandan, işleten aynı zamanda 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamında işveren durumunda da olabilir. Araçların da İş Kanunu kapsamında işyeri sayılması ve işçilerin bir yerden bir yere gönderildikleri sırada geçirmiş oldukları kazalar da iş kazası olarak değerlendirilmektedir. Bu halde de işletenin sorumluluğu yönünden illiyet bağı zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır ve tam kusuru ile kesilmiş olsa dahi, İş Sağlığı ve Güvenliği hükümlerine göre yeterince önlem alınmamışsa işleten ayrıca işveren olarak iş kazasından sorumlu olacaktır.
KAYNAKÇA:
• Çelik, Çelik Ahmet; Trafik Kazalarında Tazminat ve Sigorta Hukuk ve Ceza
Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık, 2017
• Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yayınları, ANKARA, 2013
• Descheneux/Tercier, La Responcabilite Civile, 2. Edition, BERN, 1982
• Kılıçoğlu,Ahmet ; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, ANKARA, 2013
• Tandoğan, Haluk; Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, ANKARA, 1981