
Velayet aile hukukuna ilişkin bir terimdir, küçüklerin ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda kanunun ana babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder.
4721 Sayılı Türk Medeni Kanuna Göre Velayet
Av. Elif Su ÖZŞAHİNER
Ankara, 2021
Türk Medeni Kanunu 335. maddesi uyarınca ergin olmayan çocuk ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal bir neden olmadıkça velayet anne babadan alınamaz, evlilikleri sürdüğü müddetçe velayet anne babanın ikisine aittir.
- Anne ya da babadan biri vefat ederse velayet hayatta kalana aittir,
- Anne babanın boşanması durumunda ise hâkim kararı ile belirlenir,
- Anne baba evli değillerse çocuğun velayeti anneye aittir,
- Anne bakamayacak durumda veya ölmüş ise velayet babaya ya da mahkeme tarafından belirlenen vasiye verilir.
Velayete İlişkin Kaynaklar Aşağıda Sıralanmıştır;
- Anayasa
- Kanunlar
- Türk Medeni Kanunu
- Türk Medeni Kanun’un Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun
- Nüfus Hizmetleri Kanunu
- Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun
- Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu
- Sosyal Hizmetler Kanunu
- Türk Borçlar Kanunu
- Türk Vatandaşlığı Kanunu
- Soyadı Kanunu
- Nüfus Planlaması Hakkında Kanun
- Tüzükler
- Yönetmelikler
Türk Medeni Kanunu’nda çocuklar bakımından ana ve babanın hakları hâkimin takdir yetkisi başlığı altında düzenlenmiştir. Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler[1].
Türk Medeni Kanunun ilgili düzenlemesi ana veya baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişki kararının verilmesinde çocuğun yararını üstün tutmuştur.[2] Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Velayet kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Bu giderlerin istem halinde irat biçiminde ödenmesine ve gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini hâkim karara bağlayabilir.[3]
Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti hakkını birlikte kullanırlar[4]. Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir. Türk Medeni Kanunu boşanmaya veya ayrılığa kara verilirken velayet hakkının da düzenlenmesi gerektiğini öngörmüştür[5]. Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir. Ana ve babanın evli olmadığı durumda ise velâyet anaya aittir. Ancak ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir[6].
Türk Medeni Kanunu Velayeti düzenlerken üvey çocuklara ilişkin olarak da bir düzenleme getirmiştir. Evlat edinen ile çocuk arasındaki ilişki velayet ilişkisidir[7]. Eşler, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler. Kendi çocuğu üzerinde velâyeti kullanan eşe diğer eş uygun bir şekilde yardımcı olur; durum ve koşullar zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları için onu temsil eder[8].
GENEL OLARAK VELAYETİN KAPSAMI
Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygular. Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür. Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanır; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutar. Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terk edemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz. Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar. Ana ve baba çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel engelli olanlara, yetenek ve eğilimlerine uygun düşecek ölçüde, genel ve meslekî bir eğitim sağlarlar. Aynı zamanda çocuğun dinî eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir. Ana ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir[9].
VELAYET ALTINDAKİ ÇOCUĞUN FİİL EHLİYETİ ve TEMSİL
Velâyet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibidir. Çocuk, borçlarından kendi malvarlığı ile sorumludur. [10] Bu durumda aklımıza çocuğun temsil edilmesi hususu gelmektedir. Bu hususta Türk Medeni Kanunu 342. Madde “ana ve baba, velâyetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler, İyiniyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını varsayabilirler, vesayet makamlarının iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların temsiline ilişkin hükümler velâyetteki temsilde de uygulanır.” düzenlemesini haizdir[11].
Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukukî işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hâkimin onayına bağlıdır[12].
Velayet altındaki çocuğunda aileyi temsil etmesi mümkündür. Çocuk, ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın açık veya örtülü rızasıyla aile adına hukukî işlemler yapabilir[13]; bu işlemlerden dolayı ana ve baba borç altına girer[14].
ÇOCUĞUN KORUNMASI KONUSU
Velayet konusunda çocuğun korunması ilkesi esas olduğundan çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.
Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir. Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hâkim aynı önlemleri alabilir[15].
Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçe karşılanır. Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır[16].
Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin kaldırılmasına karar verir[17]:
- Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.
- Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması
Velâyet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğun vesayet altına alınmasına karar verilebilir.[18] Kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar[19].
ANA ve BABANIN YENİDEN EVLENMESİ
Velâyete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi halinde, velâyetin kaldırılması gerekmez. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velâyet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir[20].
Velâyetin kaldırılması hâlinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder. Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa nafakaya ilişkin hükümler saklı kalarak bu giderler devletçe karşılanır[21].
Durumun değişmesi hâlinde, çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin yeni koşullara uydurulması gerekir. Velâyetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim, re'sen ya da ana veya babanın istemi üzerine velâyeti geri verir[22].
ORTAK VELAYET
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin EK 7 numaralı protokolünün “Eşler arasında eşitlik” başlıklı 5. maddesi “Eşler evlilikte, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesi durumunda, kendi aralarında ve çocukları ile ilişkilerinde medeni haklar ve sorumluluklardan eşit şekilde yararlanırlar. Bu Madde devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarını engellemez.” şeklinde hüküm ihtiva ederek Türkiye’de “Ortak Velayet” yolu açılmıştır.
Evliliğin boşanma ile sona ermesi durumunda asıl olan ortak velayettir. Velayetin eşlerden birine verilmesi ise istisnadır, velayetin ortak olarak kullanılması dosya kapsamına ve toplanan delillere göre çocuğun üstün yararına aykırı ise velayet eşlerden birine verilebilir. Bu durumda dikkat edilmesi gereken hususları aşağıda belirtmekte fayda var.
- Ortak velayet asıl olandır.
- Ortak velayet zorunluluk değildir.
- Çocuğun üstün yararı olmalıdır.
- Ortak velayet hakkında idrak çağındaki çocuğun görüşü alınmalıdır.
- Ortak velayet hakkında gerekirse uzman görüşü alınmalıdır.
- Ortak velayet kesin hüküm oluşturmaz.
Ortak hayata son verilmesi veya ayrılık halinin gerçekleşmesi durumlarında velayetin tevdi sorunu ortaya çıkar.
Haklı sebeplerin varlığı halinde çocuğun velayetinin değiştirilmesine de karar verilebilir. Burada çocuğun üstün yararı öncelikli olduğunu tekrar belirtmekte fayda vardır[23].
VELAYETİN DEĞİŞTİRİLMESİ SEBEPLERİ
- Çocukla kişisel ilişki kurulmasının engellenmesi sebebiyle değişiklik[24]
- Çocuğun fiilen velayet hakkı olmayan ana ya da baba babada bırakılması sebebiyle değişiklik[25]
- Çocuğun fiilen üçüncü kişi yanında bırakılması sebebiyle değişiklik[26]
- Çocuğun menfaatinin gerektirdiği diğer haller sebebiyle değişiklik[27]
- Sağlık sebebiyle[28]
- Eğitim sebebi ile[29]
- Ahlak sebebi ile[30]
- Güvenlik sebebi ile[31]
- Çocuğun velayetinde yeniden evlenme sebebiyle değişiklik[32]
- Çocuğun velayetinde başka yere gitme sebebi ile değişiklik[33]
- Çocuğun velayetinde ölüm sebebi ile değişiklik[34]
- Çocukla ilgili velayet görevinin kullanılmasının engellenmesi sebebiyle değişiklik durumlarında velayetin değiştirilmesi gündeme gelebilir[35].
Çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerden sonuç alınamaz veya bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, aşağıdaki hallerde hâkim velayetin kaldırılmasına karar verir;
- Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.
- Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.
- Velayet ana ve babanın her ikisinden de kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.[36]
SONUÇ
Velayet davası; velayet kendisinde olmayan eşin diğer eşe karşı velayetin kaldırılması ya da değiştirilmesi için aile mahkemesinde açtığı bir davadır. Velayetin değiştirilmesini gerektiren durumlar varsa yetkili aile mahkemesine başvuruda bulunularak dava açılabilir. Velayetin değiştirilmesi davaları kural olarak davanın açıldığı tarihte davalının yerleşim yeri olan mahkemesinde görülür[37].
Velayete ilişkin mahkeme kararları kesin hüküm teşkil etmez dolayısıyla olağan kanun yollarına başvurulabilir. Değişen şartlara göre velayet değiştirilebilir. Bu değişiklik hâkim kararıyla mümkün olmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.1992 gün ve 1992/2-140 E. 1992/248 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, boşanmayla velayetin değiştirilebilmesi için velayet kendisine verilen tarafın ya da çocuğun durumunda esaslı değişikliklerin olması ve bu değişikliklerin geçici değil sürekli mahiyette olması gerekir[38]. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 3. ve 6.maddelerinde yer alan hükümler uyarınca; çocuk söz konusu durumun anlam ve önemini kavrayabilecek düzeydeyse, çocuğun da görüşünün alınması gerekir. Bununla birlikte velayetin verildiği eşte yukarıda sayılan velayetin kaldırılmasına ilişkin nedenlerden birinin oluşması halinde çocuğun yararı gözetilerek velayetin değiştirilmesine hükmedilmelidir.
Yargıtay 2. HD E:2013/4764 K:2013/25031 ve 04.11.2013 tarihli kararında velayeti üstlenen anne veya babanın tekrar evlenmiş olması tek başına velayetin değişmesi için yeterli kabul edilmemiştir.[39] Çocuğun menfaati gerektirdiği takdirde velayet değiştirilebilir. Bunun için velayetin değişmesi davası açan çocuğun menfaatine olacağına dair delil sunmalıdır.
Mevzuatta velayetin değiştirilmesi davası açılabilmesi için bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir, çocuğun menfaatinin gerektirdiği anda dava açılabilir. Söz konusu davayı yalnızca velayet sahibi olmayan kişi değil çocuğun velayetine sahip kişi de açabilir.
KAYNAKÇA:
Türk Medeni Kanunu,
GENÇCAN, Ömer Uğur ,Velayet Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 2020,
KILIÇOĞLU Ahmet, Aile Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara 2016,
Kılıçoğlu, Ahmet, Medeni Kanunumuzun Aile Miras Eşya Hukukuna Getirdiği Yenilikler, Genişletilmiş 3. Baskı, Ankara 2014,
ÇATALBAŞ, İlay, Türk Medeni Kanununda Velayet ve Ortak Velayet, Seçkin Yayınları, Ankara 2021,
ERDEM Mehmet, Aile Hukuku, Seçkin Yayınları, 2.Baskı,
ÇATALBAŞ s.52 ; ÖZTÜRKMEN İCAN, Yeşim, Hakimin Takdir Yetkisinin Velayete İlişkin Yargıtay Karar Örnekleri Üzerinde Değerlendirilmesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Samsun 2015.
[1] Türk Medeni Kanun madde 182.
[2] [2] KILIÇOĞLU, Ahmet, Aile Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara 2016, s.194.
[3] TMK m. 182 2.fıkra.
[4] KILIÇOĞLU, s.193.
[5] KILIÇOĞLU, s.193; Yrg. 2. HD. 04.06.1985 T. 3296-5461 sayılı kararı, aynı yönde Yrg. 2. HD. 14.07.2003 T. 9568-10748 sayılı kararı (Özuğur, s.981).
[6] TMK m. 336.
[7] ÇATALBAŞ, İlay, Türk Medeni Kanununda Velayet ve Ortak Velayet, Seçkin Yayınları, Ankara 2021, s.75.
[8] TMK m. 338.
[9] TMK m. 339.
[10] TMK m. 343.
[11] TMK m. 342.
[12] TMK m. 345.
[13] RUHİ, Ahmet Cemal, RUHİ Canan, Velayet Hukuku, Seçkin Yayınları, s.68.
[14] TMK m. 344.
[15]TMK m. 347.
[16] TMK m. 347.
[17] TMK m. 348.
[18] ERDEM, Mehmet, Aile Hukuku, Seçkin Yayınları, 2.Baskı, s.186.
[19] TMK m. 348 son fıkra.
[20] TMK m. 349.
[21] TMK m. 350.
[22] TMK m. 351.
[23] ÇATALBAŞ s.52 ; ÖZTÜRKMEN İCAN, Yeşim, Hakimin Takdir Yetkisinin Velayete İlişkin Yargıtay Karar Örnekleri Üzerinde Değerlendirilmesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Samsun 2015, s.85.
[24] GENÇCAN, Ömer Uğur, Velayet Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 2020, s.807.
[25] GENÇCAN, s.809.
[26] GENÇCAN, s.813
[27] GENÇCAN, s.816.
[28] GENÇCAN, s.816.
[29] GENÇCAN, s.816.
[30] GENÇCAN, s.817.
[31] GENÇCAN, s.817.
[32] GENÇCAN, s.818.
[33] GENÇCAN, s.820.
[34] GENÇCAN, s.821.
[35] GENÇCAN, s.821.
[36] ERDEM, s.187.
[37] GENÇCAN, s.826.
[38] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.1992 gün ve 1992/2-140 E. 1992/248 K.
[39] Yargıtay 2. HD E:2013/4764 K:2013/25031 ve 04.11.2013 tarihli karar.